22 Aralık 2019 Pazar

Çin çarpması 4- Köpekler arkadaş mı, yiyecek mi?!



Önceki paylaşımlarımdan malumunuz, Çin'e gidip gelmeler ziyadesiyle ilginç, renkli, hatta bazen direk üçüncü gözü aktive etmeli türden deneyimlerle geçiyordu. Şaka değil, gerçekten alnımda üçüncü gözüm pırtlamaya başlamış, tam iki kaşımın arasında kaşıntılı, ağrılı bir şişlik peyda olmuştu bir sabah. Ama orada takıldı işte, gelişimini tamamlayamadı ne yazık ki. Gerçi birkaç kez daha gittim miydi, tamamdır o iş bence. 😜 Bu arada, önceki Çin çarpması yazılarını gaflet ve dalalet içerisinde hala okumamış olanlar varsa, buyursunlar efenim şuradan okuyabilirler: Çin Çarpması 1Çin Çarpması 2- Ütü de yaparım, kariyer deÇin Çarpması 3- Yiğidin Malı .

Bildiğiniz üzere epey uzun bir süredir elim klavyeye gitmedi bir türlü. Yazasımın gelmediği o dönemde yorum atan, neredesin, neden yazmıyorsun, hadi silkelen ve dön diyen tüm blog arkadaşlarıma çok teşekkürler. Gerçekten iyi hissettirdiniz ve de dürtüklediniz. ;) Önceki gün, Handan’ın dürtmesi de klavyenin başına geçirdi sonunda zatıalinizi. :D Gerçi şu an yazdığım, hep yazacağımın garantisi midir bilinmez ama, bir yerden başlamak lazım, değil mi ya. (Dedi ve yazamazsa kıvırtacağı kapıyı kurnazlıkla araladı. 😜)

Konuya böyle tatlı tatlı girdim ama aslında bugün içimden geçenler, pek de tatlış değil korkarım ki. Her zaman goy goy yapacak değiliz ya, bazen de insanın goy goya dökemeyeceği hassas konuları olabiliyor işte maalesef. Neyse, uzatmadan deyivereyim içimdekileri de, hafifleyeyim en temizi.

Önceki yazılardan bildiğiniz gibi, Çin’e gide gele oradaki tedarikçilerle bir hayli arkadaş olduk haliyle. Onların fabrikaları bizim fabrikamız gibi oldu. Keyifli sofraları bizim de soframız oldu. Bir sürü iyi kötü anlar paylaştık birlikte. Tedarikçilerimizden birinin fabrikasında birkaç tane minnak köpeği vardı, ana binanın koridorlarına bile rahatça girer, gezinirlerdi. Onları bile sahiplenmiştik hatta. Fabrikanın
sahibi, köpekler arkadaştır derdi, onlar yenmez. Biz de her gittiğimizde severdik onları toplantılardan fırsat buldukça. Mutlu olurduk koridorlarda, bahçede koşturduklarını gördükçe. Çünkü bildiğiniz üzere Çin’lilerin bazıları kedi ve köpekleri arkadaş olarak değil, yiyecek olarak görüyorlar maalesef. Hatta diğer tedarikçi arkadaşımız bir gece yemekte 'Pekin ördeği yerken' bu konu açıldığında köpek etinin de çok lezzetli olduğunu söylemiş ve mutlaka denememizi önermişti samimiyetle. İnanamamıştım söylediklerine o an, ama üzerinde biraz düşününce çok farklı bir boyuttan bakabildim duruma. Bizim için inek, dana, koyun neyse, onun için de köpekler aynıydı sadece. Kendisi bir canavar olduğu için değil, Çin’de doğup, büyüdüğü ve normalin o olduğunu zannettiği için öyleydi.

Son gidişlerimizden birinde köpekli fabrikaya vardığımızda baktık ki yalnızca köpeklerden birisi dolanıyor. Sonraki günlerde de diğerlerini göremeyince arkadaşa sorduk neredeler diye ve duyduklarımıza inanamadık. Köpek ve kedi hırsızları çalmışlar köpeklerini restoran ve kasap türü yerlere kesilmek üzere satmak için. Ne kadar üzüldüğümü, canımın yandığını anlatamam. Şu an size anlatırken bile gözlerim doluyor. O güzelim köpecikleri yok etmişler. Birileri kedim Pıtpıt’ımı kaçırsa, öldürüp yese nasıl hissederim? Düşünebiliyor musunuz o an hissettiklerimi? Fabrika sahibi, sonraki gidişlerimizde yeni köpekler edinmişti, birazcık teselli oldu yüreğimize ama o anlatılan gerçeğin üzüntüsünü yok edebilir mi hiç… 

Arkadaşları kaçırıldığı için fabrikada tek kalan köpecik. :(

Bu olaydan sonra bende bir farkındalık sıçraması oldu sanki. Durmadan aklıma konuyla ilgili sorular geliyor, sürekli okumak, izlemek istiyordum o günlerde. Peki ya ben Çin’de doğmuş olsaydım dedim mesela. Ya kedi köpek yiyen bir ailede doğsaydım? O zaman doğrularım ve eylemlerim, o masumların gıda olduğu yönünde olacaktı kuvvetle muhtemel. Peki ya Hindistan’da doğmuş olsaydım ve inekleri kutsal kabul eden bir inanışla büyüseydim? O zaman inekleri yemenin günah olduğunu düşünüp, inek yiyen tüm insanlara canavar gözüyle bakmayacak mıydım? Yediklerin, yemediklerin; doğruların, yanlışların; inandıkların ve inanmadıkların tamamen nerede, nasıl bir ailede dünyaya gelip büyüdüğünle ilgili değil miydi özünde?

O halde ben şu an ne yapıyorum diye düşünmeye başladım akabinde. Dana eti yiyorum, çünkü helal; çünkü hayvanlar bize hizmet etmek için gönderilmiş; çünkü protein ette vardır, başka yerden alamazsın, çünkü, çünkü… Peki bu bildiklerim doğru muydu gerçekten, araştırmış mıydım hiç kendim? O ana kadar hiç aklıma gelmeyen sorular ardı ardına sıralanmaya başladı o günlerde. Dana eti neydi gerçekte mesela? İneğin yavrusunun öldürülmüşünün eti değil miydi? Yani biz bir canlının yavrusunu alıp, kesip, parçalayıp yiyoruz. Doğru mu? Kuzu neydi? Koyunun yavrusu. Yani kuzu eti, bir canlının yavrusunun öldürülmesi sonucunda sofralarımıza gelen bir şeydi. Bu hayvanların duyguları yok muydu gerçekten söylendiği gibi? Bu gibi sorularla boğuştum günlerce, haftalarca, et süt gördükçe... Ve üzülerek öğrendim ki, bu hayvanların duyguları varmış. Hatta bazıları mezbahaya götürülürken ağlıyormuş bile. Amerika’da eski bir mezbaha çalışanının paylaştıklarından öğrendim hem de. Bir araştırmaya göre, en duygusal hayvan inekmiş üstelik. Domuz, en akıllı hayvanlardanmış ki diğer inançlara göre yiyecek bir nimet bildiğiniz üzere. Yok ki bu masum canların birbirlerinden farkları özünde?! 

Peki ben soframa kolayca sunulan yavru ineği ya da ebeveynini kendim öldürüp, parçalara ayırıp, yiyebilir miyim? Hayır. Neden bir hayvanı kesilirken gördüğümde çok üzülüyor ve rahatsız oluyorum da gözüm görmeden önüme konulduğunda afiyetle yiyorum? Ölü eti neden yiyorum? Buna ihtiyacım var mı gerçekten? Ölü etinin bedenimdeki sağlık ve enerji anlamında etkisi ne? Tüm bunları araştırdım, okudum, izledim cevapları aradım her yerde. Merak edenleriniz olursa “Çatal bıçaktan üstündür/ Fork over knifes” ve “Earthlings” belgesellerini önerebilirim yeri gelmişken (Türkçe altyazı ve seslendirme mevcut). Abilerinden birisini kalp krizinden kaybeden, diğerine ise stent takılan, kendisi de kalp ve tansiyon hastalığı yaşamış ve şu an Instagram üzerinden konuyla ilgili bilimsel araştırmalara dayalı kolay anlaşılır paylaşımlar yapan, Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kınıkoğlu’nu takip edebilir ilgilenenler. 

Tüm bu soruların cevaplarını buldukça başlarının büyüklükleri fark etmeksizin, hayvan eti yememeye başladım. Bu süreçte, bitkisel beslenmenin önceden hiç bilmediğim yönlerini de keşfettim tabi ve bitkisel protein kaynaklarıyla hayvansal protein kaynakları arasındaki farkları ve etkilerini öğrendim. An itibarıyla, yalnızca balık ve karides yiyebiliyorum hayvansal, o da binde bir. Ve gittikçe onların da kokuları ağır gelmeye başlıyor, eskiden çok sevdiğim balığın bile. Nereye varır bilmiyorum, ama sonuçta, aslında o da hayatta kalma içgüdüsüne sahip, ölüm riskiyle karşılaştığında kaçan bir canlı. Ve geçenlerde okuduğuma göre, balıkların da duyguları olduğu kanıtlanmış.


Et gerçeklerinin peşinde koştururken hiç beklemediğim ve çok çok üzüldüğüm başka gerçeklerle de karşılaştım bu arada. Mesela ineklerin öyle bize öğretildiği gibi sürekli süt vermediklerini. İneklerin de biz kadınlar gibi yalnızca yeni doğan yavrusunu beslemek için onun vücudunun ihtiyaçlarına uygun içeriğe sahip süt ürettiğini. Ama insanoğlunun, o yavruları annelerinden olabildiğince kısa sürede alıp, öldürüp, kedi köpek maması yaptığını ve annenin sütünü de bizlerin market raflarını ve de midesini doldursun diye çaldıklarını. Ve bu şekilde sürekli süt verir durumda olmaları için ineklere elle/ kolla tecavüz edilerek hamile bırakıldıklarını. Kısacası anladım ki, inek sütü, ineğin yavrusu için, tıpkı anne sütünün bebeği için olduğu gibi. Ve her ikisi de kendi yavrusunun büyümesine katkı sağlayacak içeriğe sahip. Yeri gelmiş olsa da inek sütünün içindeki örneğin toynak büyümesine katkı sağlayan vb. maddelerin insan bedenindeki olumsuz etkileriyle ilgili araştırmalara hiç girmek istemiyorum, merak edenler nasılsa araştırıp bulabilir.

Bu gerçekler bir yana, ineklerin saldığı gazların dünyanın sonunu getirme sürecinde arabaların egzozlarından çok daha fazla etkisi olduğunu da öğrendim tabi. Şimdi “Yüzyıllardır insanoğlu et yiyor, küresel ısınmadık da, şimdi mi çıktı bu?” diyenler olacaktır belki. Haklısınız sormakta. Benim de aklıma gelmişti. Ve fakat, yüzyıllardır insanoğlu, gerektikçe kendisi bizzat avlanıp, sadece gerektiği kadar tüketiyordu. Şimdiki gibi endüstriyel hayvancılık adı altında kitlelerce hayvanı kısacık ömürleri boyu hapsedip, sonra da sayısız şekilde mezbahalarda katletmiyordu. Peki ne için oluyor tüm bunlar? Üstün ırk insanoğlu, buzluklarını paket paket etlerle doldursun diye. Peki hayvanların bugünkü konumuyla, zamanında gayet normal görülen kölelik kavramı arasında bir benzerlik görebiliyor musunuz siz de?! 

Tavuklarla ilgili gerçeklere de girmek istemiyorum şu an, zira zaten çok uzun oldu. İsteyenler araştırabilir dediğim gibi, hem yapılan işkenceleri, hem de endüstriyel tavuk etinin insan bedenine zararlarını. Bu arada, ortalıkta bu kadar çok tavuk varken neden çok çok az oranda horoz var diye hiç aklınıza gelmiş miydi? Benim gelmişti ve öğrendim.

Gariptir ki, çoğu insan bu gerçekleri bilmiyor, ya da üç maymunu oynuyor, düne kadar ben de dahil olmak üzere. İnekler mutlu mesut yaşarken, kırlarda otlanırken kendiliğinden ve de sürekli olarak süt yapıyor gibi bir algı yaratılmış her nasılsa. Aklına fikrine güvendiğim çoğu arkadaşım bile ısrarla söylediklerime inanmadı zira ve ispatlamam gerekti söylediklerimi. Acaba gerçekleri görürsek, vicdanımız el vermeyeceği için, konforumuzdan vazgeçme ihtimali olacağı için olabilir mi? Bilemiyorum… Umarım o kadar bencilce bir sebebi yoktur.

Hoş, kimseye bir şey anlatma, ikna etme, inandığıyla inanmadığıyla filan cebelleşme derdim yok, olmaz da. Herhangi bir konuyu misyonerlik veya fanatizme bağlamak mizacıma ters çünkü. Hep yaptığım gibi, yaşadıklarımı olduğu gibi sizlerle paylaşmak istiyorum sadece. Belki benim gibileri vardır aranızda, belki bir şeyler daha paylaşır, öğreniriz birlikte diye. Belki de hafiflemek için, kim bilir… Kimse de lütfen benim geldiğim noktayla veya etraflarındaki et yemeyen arkadaşlarınınkiyle cebelleşmesin gerçekleri araştırmadan. Polemik tarzı yorumları zaten hiçbir zaman yayınlamıyorum biliyorsunuz. Gerçi benim blog arkadaşlarımdan bugüne kadar hiç kötü, hadsiz yorumlar almadım, haklarını yiyemem. 😊 Çünkü hepimiz biliyoruz ki, burası iyi kötü bir şeyleri paylaşmak ve birbirimizi bir adım öteye taşımak dışında herhangi tatsız bir amaca uygun değil.


Etrafımdaki insanların da hep yaptığı gibi, eminim içinizden bazı sorular geçiyordur şimdi. Yorumlara yazarsanız, bildiğim kadarıyla yanıtlamaya çalışırım. Gerçi belki alışık olduğunuz Mimikli postlarına uymadığı için, ya da inandıklarınız veya doğrularınızla örtüşmediği için çoğunuz bırak yorum yazmayı, belki de bana kızacak ve sonuna kadar okumayacaktır bile. Ama olsun, ben yine de sorusu olanlar, Mimikli’yi olduğu gibi sevenler için devam edeyim. Yakın arkadaşlarımın yaptığı gibi, peki vegan mı, vejetaryen mi, ne oldun şimdi diye soruyor olabilirsiniz belki. Bir şey olmadım, herhangi bir ismim, sıfatım falan yok.😊 Yukarıda anlattıklarımdan ibaret durumum, gayet net ve basit. Sadece et yemeyen, mümkün olduğunca süt, peynir ve yoğurda da alternatifler üretmeye çalışan, bildiğinizden birazcık farklı bir Mimikliyim işte. Sağlıklı mıyım derseniz üstüne, evet çok şükür. İyiyim, sağlıklıyım, neşem de yerinde hamdolsun. Ve böyle devam etmesi için de sürekli öğrenmeye devam tabi ki.

"Ama bitkilerin de canı var, taş mı yiyelim?" diyenleriniz olursa, hayvanlar ve bitkiler arasındaki farkın çok net izah edildiği şu yazıya da göz atabilirsiniz: Bitkiler de Acı Çeker.

Çok uzun ve biraz tatsız gerçeklerle dolu bir yazı oldu, üzgünüm. Umarım bu kez Mimikli’yi hoş görür, şu an bile gözlerinin dolmasına sebep olan deneyimlerini, duygularını samimiyetle anlamaya çalışırsınız. Çünkü bu kez, sizleri gülümsetme ihtiyacından çok, yüreğimdekileri paylaşmak ağır bastı sanırım. Ve bu yüzden de olduğu gibi, içimden geldiği gibi sizlerle konuşmak, yüreğimi açmak istedim.

Bu arada, sizinle konuşmayı çok özlemişim. İyi ki varsınız… 😊



20 yorum:

  1. Hayvanların birbirini yemelerine negatif bakmadığımdan insan olarak et yemeye de negatif bakmıyorum ama yaptığımız abuklukluklar et yemenin ötesine geçmiş durumda ne yazık ki :/ İnsanoğlu olarak cılkını çıkartmadığımız şey yok.

    Döndüğüne sevindim :) Tam zamanında gıpraştırmışım buraları :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de onu diyorum Handaanım. Hayvanlar birbirlerini avlayarak, hayatta kalmak için yiyor. Biz ise tam üstüne bastığın üzere, et yemenin ötesinde, bunun da cılkını çıkarmış ve katliama dönüştürmüş durumdayız. Bunca bolluğun olmadığı eski çağlarda olsa belki ben de elimde mızrak, av peşinde olurdum. Ama şu anki durum çok başka ve de vicdan sınırları ötesinde maalesef. :/

      Ben de gıpraştıran dokunuşuna sevindim Handaanım. Ve yorumundan sonra bloğuna geldiğimde arkadaşımın evine laflamaya gitmişim gibi hissettim biliyor musun. Sevgiler kocaman. :* :)

      Sil
  2. Bu hassas konu ancak bu kadar çok boyutlu anlatılabilirdi. Çin'de köpek eti yenmesi tamamen onların doğrularıyla ilgili bir konu. Empati kurmak önemli. Bu konuda sizinle aynı düşüncedeyim.
    Ve evet, insanlar tüketme konusunda gerçekten de kantarın topuzunu çoktan çıkardılar :(
    Sevgiler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evde Yazar, aslında tam olarak tüketmek, delicesine tüketmek, nereden geliyor, nasıl geliyor, neleri yok ederek geliyor diye salise dahi düşünmeden, alıp alıp tüketmek konu evet. Her alanda üstelik maalesef, sadece konu hayvanlar da değil. :/
      Sevgiler benden. :)

      Sil
  3. oyyyyyyy yoğun bir süreç olmuş yani, saol, eartlings de izleyim. yanii yemiyon mu et. sebze meyve baklagil mi yiyon. güzel bir karar bencesi de :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Öyle oldu biraz Deep. Yok, yemiyom, yemiycem, jandarmıycam da! :P Sebze, bol baklagil, tofu (Çin'e gide gele yüz göz olduk zaten kendisiyle. ;)), kuruyemiş vs.
      Bence de, kafam ve vicdanım rahat şu an çok şükür.
      Sevgiler. :)

      Sil
  4. Vayy kimleri görüyorum. Ben de dürtecektim hadi yaz artık diye aklımdaydı:) Derin bir mevzuyla hoş gelmişsin:) Konu biraz çetrefilli. Nüfus arttıkça beslenme problemleri ortaya çıkıyor. Endüstriyelleşme kaçınılmaz gibi görünüyor. Hayvanları garip canlılara dönüştürdükleri de bir gerçek maalesef. Ama doğal üretim tüketimi karşılar mı belli değil. Hayvanların ve bitkiler de canlı yemeyelim onları diyebilir miyiz bilemiyorum. Bazı Şaman inanışlarına göre eşyaların da ruhu varmış:) Şaka bir yana ölçülü olmak gerekiyor. 45 günde kesilecek hale gelen tavukların kesilmeyince patladığını duymuştum. Garip bir yere gidiyor yiyecek konusu. Tekrar hoş geldin. Ara verme bu kadar:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :) Hoşbulduk. Sen de hoşgeldin. Ne güzel sizleri görmek, ard arda yüzümü güldürüyorsunuz varlığınızla. :)
      Çok doğru noktalara değinmişsin, yazı uzamasın diye değinmekten kaçındıklarımdı. Bitkilerin de canı var, taş mı yiyelim mevzuuna da eşyaların da ruhu varmışı yapıştırman hele. :D Sesli güldüm, çok iyiydi.
      Umarım, ben de devam etmek istiyorum. Ama bakalım. Eski hızda olmasa da arada yazabilirim belkim. ;)

      Sil
  5. ben de eti tam bırakmasam da bitkisel beslenmeye çalışıyorum. geçen sene ilk defa bahçeye domates filan ektik. bu süreçte, örneğin çapa yaparken, pek çok canlıyı öldürdüğümüzü fark ettim. mesela vuruyorsun kazmayı, karıncalar, solucanlar vb mutlaka birileri ölüyor. birilerini öldürmekten kaçış yok maalesef. tabi ineklere, tavuklara yapılan sistematik işkence.. kek yapıyorsun 3 yumurta, kahvaltıda 2 yumurta, börek yap üstüne yumurta sür, bu kadar tüketime tavuk yeter mi? sağlam yazı olmuş, elinize, kaleminize sağlık. ilham aldım, teşekkürler :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel yerlere değinmişsiniz. Hiç düşünmemiştim çapa yaparken yok ettiklerimizi. Hiç çapa yapmam gerekmediğinden tabi. Ne ilginç değil mi, tıpkı bizim fabrikanın köpeklerinin çalınmasının bende yarattığı farkındalık gibi. İnsanın farkedebilmesi için yaşaması gerekiyor demek çoğunlukla.

      Bir de o her bir şeye yumurta konusu evet. Oysa bu süreçte gördüm ki çoğu tarif yumurtasız da oluyormuş. Henüz tamamen tariflerimden çıkarabilmiş değilim, ama bir hayli azalttım neyse ki. Kek pankek vs. örneğin, olgun muzla yapılabiliyor. Poğaça vs. üzerine sulandırılmış pekmez sürülebiliyor. Kıvam özelliği için öğütülmüş keten tohumu az suyla bekletilip kullanılabiliyor. Daha birçok yumurta muadili varmış meğerse.

      Ben teşekkür ederim güzel görüşünüz ve yorumunuz için. Sevgiler. :)

      Sil
  6. İki belgeselide dün gece izledim, zaten uzun zamandırda bitkisel beslenmeyi araştırıyordum. Yazın sayesinde kafamda bir ampul daha yandı ve bir an önce kendim için ciddi kararlar almam gerekiyor :) Teşekkürler harika yazı için :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Faydalı bulmana ve bitkisel beslenme konusundaki yolculuğuna başlamış olmana çok sevindim. :) Ben teşekkür ederim, sevindirici yorumun için. Sevgiler... :)

      Sil
  7. Hoş geldiin...Umarım gelişin uzun süreli olur.Şu et mevzusu karışık konu.Yeğenim vegan oldu.Şu aralar bir araya geldiğimiz de onun için vegan menüsü hazırlıyoruz.Teyzem vejetaryen değil ama" bana gözüyle bakan hiç bir şeyi yiyemem" diye uzun zamandır balık bile yemiyor.Ben eti çok severim lakin, bazen tabakta ki yiyeceğin bir canlının vücudunun parçası olduğu aklıma gelince yemeye devam edemiyorum. Vegan olmam belki ama...Yani bilemiyorum, zamanla ben de ne olurum kim bilir ?...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hoşbulduk Camgüzeli. :) Umarım... ;)

      Ne olursun olmazsın bilinmez, ama tabağındaki ete baktığında onun öldürülmüş bir canlının vücudunun parçası olduğunu düşünüyor olman bile farkındalık seviyenin bir hayli ileride olduğunu gösterir. Açıkcası böyle şeyler duymak beni çok sevindiriyor. Çünkü bir kişinin daha ne yediğinin ve beslenirken neyi katlettiğinin farkında olması çok önemli bence. :)

      Sevgiler... <3

      Sil
  8. Ay Çin bizi hepten çarptı, bakiim napıyo Mimikli dedim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :D Handaanım, sorma. Gerçi Çin mi çarptı, yoksa mesele üstüne mi kaldı belli değil de, neticede bir şeyler çarptı evet. (Yooo, Çin'li kardeşlerimi savunduğum falan yok, nerden çıkarıyorsunuz canım?! :P)

      İyisindir umarım sen ve sevdiklerin. :) :*

      Sil
  9. Mimikli yine ortadan kayboldu. Şu Kovid sürecinde bize biraz daha Çin anlatsa diyorduk:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ya, değil mi. :/ Ah şu Mimikli, ben de sitem ediyorum kendisine. Hadi artık dön sayfana, bak yaşayıp hissedip biriktiriyorsun, yaz hafifle kuşlar gibi diye. Henüz muvaffak olamadım telkinlerimde, du bakalım ümitliyim yine de. ;)

      Yalnız itiraf edeyim, ben unutmuş, ihmal ediyormuş gibi görünsem bile sizlerin dönüp dolaşıp dürtüklemeniz kadar mutluluk verici başka ne olabilir? Yüzümü güldürdün, çok teşekkür ederim. :)

      İyisin bu arada değil mi? Çok olmuş yorum yazalı, sağlığın keyfin yerindedir umarım.

      Sevgiler...

      Sil

Eee, yorum yok mu? Hiç mi yok?! :(