20 Aralık 2015 Pazar

KEDİLİLİK




Bir kediyle hayatı paylaşınca bütün kedilere karşı duyarlılığın artacak, hepsi seninmiş gibi hassaslaşacaksın derlerdi de inanmaz, anlam veremezdim. Gerçekmiş... Evimize bir kedi girdiği günden beri kedigillerle ilgili duyarlılık ve farkındalığım tavan yapmış durumda. Aynı çocuk sahibi olmak gibi bir şeymiş meğer. Oğlum doğduktan sonra tüm erkek çocuklarını kendi oğlummuş gibi görmeye başlamış, ağlamalarına, üzülmelerine dayanamaz, gördüğüm yerde korur kollar hale gelmiştim. Şimdi de tüm kediler benimmiş gibi davranır oldum çıktım. Hepsini çok seviyorum, hepsinin varlığına minnettarım yani, o derece. Eskiden durup durup kedi videosu, resmi paylaşanları yadırgardım mesela. Bununla da kalmaz, acık haddimi aşar, kedilerle kafayı yediklerini, hatta insanlara verebilecekleri ve bir sebeple veremedikleri sevgilerini, kedilere verdiklerini bile düşünürdüm. O değil, kendimde kedi seven insanları bu şekilde yargılama hakkını da nasıl görüyorduysam artık. Çok üzgünüm şimdi o zamanki düşüncelerim ve önyargılarımdan dolayı. :/ Meğerse bu başka bir

8 Aralık 2015 Salı

Özencik miyiz neyiz?!




Bahse girerim, bizim insanımız her bi şeyin fokunu çıkarmak konusunda dünya milletleri arasında ilk üçe girer. Bir şey yeni çıksın, hele bi de tutulmayagörsün, hemen uyanık birileri çıkar, aynısını isminin 3-4 harfini, ön ekini, bilemedin son ekini değiştirip, olayı birebir kopyalar. Sonra başka uyanıklar da silsile halinde aynını çalar ve yer gök o tutulan şeyden olur. Hatta iş öyle bi boyuta gelir ki, insanın bırakın o şeyi sevmeyi, gördüğü yerde kusası gelir, o derece. Farzı misal zamanında biri çıktı Çokşeker diye bi şey icat etti. Koydu rengarenk, çeşit çeşit şekerlemeleri, hepi topu 3 kuruşluk şekeri dayadı 3-5 katına, e bittabiii okkaa para verince de pek bi tatlı oldu o boyalı renkli şekerler.  Çok sürmedi tabi kopyacıların konsepti alıp, adım başı şeker dükkanı açmaları. Kısa zamanda her yeri 'Pekşeker, Hepşeker, Hadihadişeker, Bicibicişeker...' adında bilimum şekerciler sardı. Bi ara ekmek fırınından fazla şekerci vardı desem, abartmış olmam zannımca. Ve işte işin boku

22 Ekim 2015 Perşembe

BIKTIM



Bıktım artık söylediği ayrı, yaptığı ayrı insanlardan, dötü başı ayrı oynayanlardan...
Bıktım artık yalandan, yalancıdan...
Bıktım artık kendini çok akıllı zannedip, karşısındakini aptal zannedenlerden...
Bıktım çokbilmişlerden, kendi doğrusunu başkasına dayatmayı hak görenlerden...
Bıktım işlerinin çoook yoğun oluşunu bahane edip, mesajları gördüğü halde cevap vermeyenlerden...
Bıktım o çok yoğun olduğunu iddia ettiği saatlerde de on yüz kere facebook'ta online olan, kabak gibi göründüğünün bile farkında olmayan güdük beyinlilerden...
Bıktım artık bu dijital çağda, bukkaa araç bolluğunda yalan söyleyemeyeceğini, hile yapamayacağını, herşeyin aleni ortada olduğunu hala idrak edemeyenlerden...

24 Eylül 2015 Perşembe

Bayram nedir?!


- Zaten temiz olan evlerimizi, her yeri kaldırıp, tozu dumana katıp, dip bucak, enine boyuna bir daha temizleyip, işi ille de işkenceye çevirmek midir bayram?

- Normalde hiç görüşmediğin, görüşmek de istemediğin ve paylaşacak hiçbir şeyinin olmadığı akrabalarına sırf yapman gerektiği için 20'şer dakika uğrayıp, sevgisizce görevini ifa etmek midir bayram?

- Bayram sevdiklerimizle bir araya gelmek için vesileyse gerçekten, sadece sevdiklerimizle, ya da özlediklerimizle bir araya gelmemiz, samimiyetsiz birlikteliklerden kaçınmamız gerekmez mi peki uygulamada da?

- Zaten istemeden, adet yerini bulsun diye uğranılan her kapıda, hiç istemeden, hatır için yediğin binbir çeşit tatlı maharetiyle vücuduna ve ruhuna yaptığın işkence midir bayram?

16 Eylül 2015 Çarşamba

Yol verin gitsin...




Geçtiğimiz günlerde çooook eski defterleri bi vesileyle kurcalamam icap etti. Kurcalarken de kendime nelerin yapılmasına izin verdiğimi, ne öküzce davranılmasına göz yumduğumu hatırladıkça şu an bambaşka bir hayatım olmasına rağmen, bugün bile içim acıdı abartısız. Nasıl bir halet-i ruhiye içinde, nasıl bir kör aşkla bu bencilce davranışlara izin verdiğime inanamadım düşündükçe. Hal böyleyken de haddim olmayarak ve anlayışınıza güvenerek, henüz öbür yarısını bulamamış, onun bunun yanında bencileyin embesilce muamelelere maruz kalmayı normal görmeye başlamış güzelim genç kızlara seslenmeyi vazife gördüm kendime: 

Heeeyyy genç kızlar, size diyoruum! Bırakın sizi siz olmaktan çıkaran, kendi doğru ve tercihlerini size dayatmayı hak gören adamları. Bırakın bir arkadaşınızla kahve içip, sohbet ediyoken bile izin alma, hesap verme zorunluluğunu hissettiren maçoları. Bırakın

16 Ağustos 2015 Pazar

MOĞLA'DA Bİ GÜZELKÖY VAAAMIŞ...




Geçen aylarda yine elim işteyken, gözümü oynaştıracağım bir dizi mizi bulayım diye bakınırken, nasıl oldu bilemiyorum, Güzel Köylü diye bi diziye denk geldim. Önceki yazılarımı okuyanlar eyi bilir, bendeniz ütü mütü yaparken işi eğlenceli hale getirmek maksadıylan güldürüklü şeyler izlemeyi severim. Zaten genelde de izleyeceksem bi şeyler, acıklı, kanlı revanlı, ağlamaklı şeyleri pek sevmem, izlemem. Eğlenceli şeyleri tercih ederim. İşte yine  bi gün, benzer bi halet-i ruhiyeye girmişken denk geldim Güzel Köylü'ye.

Başta isminden dolayı güzel bir kızın köy maceraları mı ki diye bi önyargı yaptım açıkcası, ama sonra bir bölüm izleyeyim, beğenmezsem bir dahaki ütüye başka bi şeyler bakarım deyip, açılışı yaptım vesselam. Ve ilk bölümde bu dizinin önümüzdeki aylarda ütü arkadaşım olacağını da anladım hemen. Eee, bu kadan beğenince de yazmak, paylaşmak farz oldu,

6 Ağustos 2015 Perşembe

Bebemizi de mi emzirmiyahh?!



Bu sabah Ayşe Arman'ın dünya emzirme haftasıyla ilgili yazısını okumuş, her dediğine katılmış, çok da beğenmiştim. Zira ben de bebeğimi emzirirken aynı duyguları birebir yaşamış ve bunu yaşayabildiğim için hep şükretmiş, isteyen her kadının yaşamasını gönülden dilemiştim.

Gel gelelim az önce tarzını, duruşunu hiç beğenmediğimden dolayı pek de takip etmediğim başka bir kadın yazarın yazısı, sosyal medya çorbasında bir yerde karşıma çıkıverdi ne yazık ki. Konu emzirmek olunca tabi, yazarını sevmesem de hemen dikkatimi celbetti. Lakin etmez olaydı da okumayaydım keşke dedirtti yine. Bir kez daha neden kendisini sevmediğimi, yazılarını okumadığımı anladım. Aylar öncesinde hipoglisemiden muzdarip kişilerin oruç tutmamalarıyla ilgili, 'hastalık bahane, orucu asmak şahane' ymiş gibi iğneleyici bir yazısını okuduktan sonra kendisini ilahi adalete teslim edip, bir daha da yazılarına dönüp bakmamıştım. Sanki herkesin birbirine niye tutup tutmadığıyla ilgili izahat vermesi gerekiyomuş gibi, o da ayrı konu tabi.

Neyse konuyu dağıtmıyım, hanımefendi kadınların orda burda bebeklerini emzirmelerini hiç doğru bulmuyormuş. Kendisi de sadece iki ay emzirip kesmişmiş. Emziren kadın görünce libidosu şeyoluyomuş tarzında bir yazıydı. Merak eden bulup,  okuyabilir. Zira benim derdim

2 Ağustos 2015 Pazar

Bir güzel şehir, Eskişehir...



Porsuk Çayı

2 ay oldu gideli göreli, hala yazıcam, hala yayınlıycam. Üstüme yük oldu yazmaya yazmaya mibarek. Ne kadar salladım yahu?! Zaten son zamanlarda her ne hikmetse her bi şeyi bi sallama, boşverme hali çöktü ki üzerime fena mı fena. Tam bi tembel tenekeye döndüm abartısız. Totomdaki pirelerin hepsi uyku moduna geçti sanki. Hayır, nedir bu haleti ruhiye, nicedir bi anlasam, çözecem Allah'ın izniylen. De, anlayamamanın, bilememenin ve buna bağlı içime çöreklenmiş rehavetin sürüklediği boşlukta debelenmekteyim hanidir. Memleketin halinden ve bundan mütevellit düştüğüm dipsiz umutsuzluk çukurundan mıdııır, çöl sıcaklarından mıı, yoksam hayatımızdaki bazı değişikliklerden mi bilemedim. Her neyse sebebi, artık silkelenmek, hareketlenmek, kendime gelmek niyetindeyim ama çok gönülden. Valla bak, çok da iyi niyetliyim hemi bu konuda... :P

O zaman iyi niyetli bi silkelenme hamlesi olaraktan Eskişehir'i gezintiye başlayalım madem gecikmeli de olsa:

Hindi efenim bizim oğlanın doğum günlerini böyle partili martili, bol çocuklu, hediyeleri

9 Temmuz 2015 Perşembe

Bir Adet Huni İstiyorum- 2



 

Para kazanma ihtimali, veya başka bi çıkarı varken adeta melek, umudu kesilince ise 180 derece kişilik değiştirip bir nevi duvara dönüşen, yok olangillerin gözlerindeki dolarlardan, ruhlarındaki iki yüzlülükten istiyorum...

Rahatsız olup olmadığını bile sormadan, izin istemeden, kapalı mekanda yanında fosur fosur sigara içip, nefesini kesen, üzerine sindirdiği kokuyla seni kendinden tiksindirengillerin hadsizliğinden istiyorum.

Yıllarca aynı işi yapmış, mesleğinde uzmanlaşmış kişiye bile çok bilmişlik edip, ahkam kesen kişinin içi boş özgüveninden istiyorum.

Şöyle rahatça bakınıp, beğendiklerini deneyip, alışveriş yapma niyetiyle girdiğin mağazada 'Buyrun yardımcı olayım. Nasıl bi şey bakmıştınız?' deyip, peşinde dolanan tezgahtara hönkürüp püskürtecek deli kafasından istiyorum.


İki arabalık yere ortalayıp, ya da yanlayıp dam üstünde saksağan park stilini icat edenlerin umursamazlığından istiyorum.
 
Trafikte hem senin hakkını ihlal edip, hem de sen korna çalınca

30 Haziran 2015 Salı

İyi ki doğmuşum...




İyi ki doğmuşum. 
İyi ki bu ailenin parçası olarak doğmuşum, böyle bir anne babanın terbiyesiyle, görgüsüyle ve sevgisiyle hayata hazırlanma şansını bulmuşum. İyi ki mecburiyetten de olsa bi süre ailemden ayrı kalmış, halaların, teyzelerin elinden de geçmişim ki kişiliğime onların renklerini de katabilmişim. 
İyi ki ağlaya ağlaya da olsa okuycam diye çooook uzaklara, ülkenin bi ucuna gitmek zorunda kalmışım ki tek başıma da ayakta kalabilmeyi, özlemime ve korkularıma rağmen kuyruğu dik tutup, devam edebilmeyi öğrenebilmişim. İyi ki bugüne kadar iyisiyle kötüsüyle hayatıma gelenler gelmiş, iyi kötü izlerini bırakmış. 
Bazıları iyi ki gitmiş, ki yeni, dürüst, samimi sevgilere ve dostluklara yer açmış. 
İyi ki kalanlar kalmış ve sevgileriyle, dostluklarıyla renklerimi oluşturmaya devam etmişler. 
İyi ki çok sevmiş ve hayal kırıklıkları yaşamışım. 
Ve iyi ki yeniden sevmeye korkmamış ve sonunda diğer yarımı bulmuşum. 
İyi ki diğer yarım, kocaman sevgisiyle, anlayışıyla, saygısıyla toprağım olmuş, beslenmişim, kök salmışım, çiçek açmışım. 
İyi ki bu toprakta yeşermişim ve oğlumun annesi olmuşum, onda cennet kokusunu bulmuş, koşulsuz sevgiyi tatmışım. 

Ve umarım ki hayatım hep canlarımla, uzakta da olsa sevdiklerimle, arkadaş ve dostlarımla sağlık, bolluk ve 'İYİ Kİ' lerle dolu dolu geçer... 
Umarım herkesin hayatı 'KEŞKE'siz, hep 'İYİ Kİ' lerle dolu geçer.
 
İyi ki varım, iyi ki varsınız... :)


***********************************
Not: Paylaşımları lütfen copy/paste ile değil, alttaki butonları kullanarak yapalım. :) 

Blogtaki yazıların tüm hakları Mimikli Böcek yazarına aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılması, kopyalanması veya yayınlanması 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na göre yasaktır.

28 Haziran 2015 Pazar

Tekizdir zannımca...




Arabaların vites kollarına rengarenk lastik toka, boncuk vs. takan tek türüzdür zannımca...

Ayda yılda bir gelen misafirin oturması için evin kocaman bir odasını ayırıp, bi güzel dayayıp, döşeyip, her daim temiz ve düzenli tutmak için çoluğu çocuğu, ev ahalisini odaya girmekten men edip, o yüce mekanın adını da misafir odası koyan;


Eğitim sisteminde zorunlu seçmeli adı altında dersleri olup, sözü geçen dersleri isteyene istemeyene dayayıp, üstüne bi de kişi kendisi seçiyomuş gibi yapan, mahsuscuktan kafalara sahip;

Araç yolunun ortasından koyun misali yürüyüp, arkasından gelen aracın korna çalmasına da sanki araba yaya yoluna çıkmışcasına heyheylenip, höykürebilen;
 

14 Haziran 2015 Pazar

Modayla İmtihanım




Nedir şu modayla debelenmelerim benim yareppim? Bi türlü uyum sağlayamayışım, eğreti hallerim? Bana mı öyle geliyo, yoksa bu zamanda modanın ayarı mı kaçık bi çözemedim. Hayır sanki modacılar insana yakışan, düzgün gösteren şeyler değil, şişmanı hepten şişman, zayıfı toptan çiroz gösteren, güzeli bile çirkinleştiren tasarımlar çıkarma konusunda yarışıyolar anasını seveyim. İnsanlar da zaten pek bi hevesli modayı takip etmeye. Moda olsun, çamurdan olsun, uysa da giyerim, uymasa da kafasında çoğunluk. Herkes giyiyosa, herkes takıyosa, benim neyim eskik modunda, hepsi aynı fabrikanın aynı bandından çıkmışcasına dolanan tipler ortalıkta...

Bi kere zaten burdan kaybediyo en başta benim gibi kara koyunlar. Herkeste varsa, bi şeyi herkes yapıyosa, benim hiç yapasım gelmez ki inadına. Ben başka bi şey giyerim, hatta mümkünse bi tek bende olsun o model, bi tek bana yakışsın isterim. Ha, ergenlik denen aklımı dürüp,bi süreliğine rafa kaldırdığım, ortalıkta deli Ayşe gibin dolandığım

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Bir kedim bile var...



Efenim bizim oğlan, muhtemelen her çocuk gibi, kendini bildi bileli kendine arkadaş olacak bir tüylü canlı isteyipduruu. Aslında presentable, eğitime açık, çözüm odaklı, pratik zekalı, üniversite mezunu, askerliğini yapmış, B sınıfı sürücü ehliyetli bi köpek her daim tercih sebebidir pek tabi :P, ammaa apartumanda köpek olmaz deyü deyü oyalamaktayızdır hanidir oğluşu. Aslında oyalamak da denemez ya, gerçekten öyle düşündüğümüzdendir işin aslı. Kedi bakımına da bendeniz ve babamız bi türlü cesaret edemediğimizden, habire başka başka, göya bakımı, sorumluluğu daha kolay görünen, bilimum mahlukatla bu hayvan sever yönümüzü dizginlemeye çalışıyoruz kaç zamandır.

E hal böyle olunca, evinde hayvan beslemek isteyip de fazla sorumluluğu da totosu yemeyen insan kişisi napar evladım? Napıcak, gider balık alır, hatta mümkünse tek yaşayan

14 Mayıs 2015 Perşembe

Bir kitap bu kadar mı güzel, bu kadar mı özel tanıtılır...

Sevgili Deeptone'un 2. kitabı Derin Mavi'yle ilgili bir güzellik yapmış arkadaşlar. Hem ne güzellik! Nasıl ince bir düşünce! İzlerken, dinlerken gözlerim doldu. Ne büyük gurur, ne eşsiz bir sevinç Deep için. Ki zaten her güzelliği, ilgiyi, sevgiyi sonuna kadar hak eden birisi zannımca kendisi. Herkesin ilk göz ağrısı, herkesin destekçisi, herkesin blog dünyasına adım attığında öğrendiği, güç aldığı, tutunduğu daldır zat-ı şahaneleri. Şahsım adına minnettarım varlığına, bloguma kattığı renge, zenginliğe. Ve işin gerçeği böyle bir blog arkadaşına sahip olduğum için de çok şanslı hissediyor, gururlanıyorum doğruya doğru. 

E hal böyleyken, en az Deep kadar datlı ve benim için çok özel, şekerden baldan hallice, sınıfın yaramaz ama her daim vefalı kızı, her daim yanımda yamacımda, her daim hatırlayan, dürtükleyen, sevgisini cömertçe sunan, yüzümü her daim varlığıyla güldüren blog arkadaşım Kreatif Başkan'ın iş çevirmesi video da beni nasıl mest etti, nasıl tüylerimi bi haller etti, anlatmama kelimeler kifayetsiz kalır. Fikir mükemmel, kadro mükemmel, sonuç mükemmel! Bayıldım! Lütfen izleyin, paylaşın arkadaşlar. Ben çok duygulandım izlerken. Deeptone'un kocaman, vefakar, yardımsever yüreği, herkesin okuyabileceği sadelik ve derinlikteki kalemi, bu güzel kitabı kesinlikle paylaşmaya değer bence. Hiç bilemediniz, hiç tanıyamadınız velev ki, en azından bu güzel video kesinlikle izlemeye, paylaşmaya değer, benden demesi... :)


http://kreatifbaskan.blogspot.com.tr/2015/05/ve-beklenen-videomuz-yaynda.html?spref=bl

10 Mayıs 2015 Pazar

Altın Günün mü var, gat gat göbeğin var...



 

Şu bizim milletin nevi şahsına münhasır kadınlarının eşi bulunmaz icadı altın günlerine bi ısınmadım ısınamadım abi ben. He yani, cümleyi yazarken ben bile kendime soruyorum hani, 'Niye ki, sen Türk değil misin? Yoksam kadın değil misin?! Nesin ki?!' diye. Aynen ondanım işte, ama var bende demek bi garip uzaylı geni, ki şu pek bi sevilen, her kadının yıllık faaliyet planında 3-5 tane bulunan ve müthiş bi motivasyonla katılınan günlerle yıldızım barışmıyo bi türlü işte nabıyım. Hasbelkader kırk yılda bir çok ısrar edilir de, hatır gönül uğruna misafir sanatçı olarak katılmam icap ederse de, akşama kadar ya ruhumu

26 Nisan 2015 Pazar

Paylaşıyorum, öyleyse varım...





Henüz okuma yazma bilmeyen, sosyal medyada herhangi bir varlık esamesi göstermekten aciz, bi karış sabi sübyan çooocuğuna hitaben facebooktan, instagramdan özel gün kutlamaları, sevgi mesajları, methiyeler yazmak nedendir, hangi amaca hizmet eder, düşünmekteyim bi süredir kara kara. Bir gün büyür, okur da, ne kadan da sevildiğini hisseder diye midir ki aceba? Yoksa o an içeride odasında hım hım oyun oynayan, an itibarıyle burnundan özenle çıkardığı gogayı halıya mı, duvara mı sürse, yoksa ağzına mı atsa karar veremeyen, hakkında sosyal medyada dönen kutlamalardan, mesajlardan

13 Nisan 2015 Pazartesi

Tüketim Arsızlarından Sabun Yapma Projesi


Evet şekerleeer böğün Dersimiz: Hayat Bilgisi
Konu: Bilinçsiz Tüketim
Konuşanlar: Deeptone, Handan, Bücürük ve Ben, Kreatif Başkan, Safransarı.

Aha da tahtaya yazdım sizi çok konuşanlar, hocaya hesabını verirsiniz gaalik. :P ;) Sevgili en çok yorum yapan arkadaşlarımı pek bi özlemişim belli ki, tüketim konusuna bi dokandırayım diye niyetlenmişken, hali hazırda okumuş olduğunuz satırlar dökülüverdi parmaklarımdan her nasılsa. Sonra da hoşuma gitti, olduğu gibi godum gitti anacııım. ;)

Neyse mirim, latife bi yana, bugün de kafama dünyayı gözü dönmüş vaziyette tüketen üç bej tanıdığım geldi. Kökleri kuruyasıca, beyinlerindeki tüketim arsızlığı bölmesi eriyip, kulaklarından yeşil yeşil akasıca, güzelim dünyanın suyunu toprağını, tüm kaynaklarını emip emip orgazm olan kafaları kopasıca keneler... Çok kızıyorum çok bu tür çapsızlara, kendilerini her bi şeyin efendisi sanan ekmek beyinlilere. Yüzlerine diyemeye diyemeye de şişiyorum her zamanki gibi, bu sefer de ben şişe şişe balona dönüyorum evladım,

3 Nisan 2015 Cuma

PK Filmi mi?! O da neyy?!



Bi süre önce benim din, iman, Allah- kitap mevzularının çarpıtılmasına, düşünmeden, anlamını bilmeden uygulanmasına, saçma sapan ritüellere, tarikatlara vs. takık olduğumu bilen bi arkadaş, bahsi geçen konularda tatlı bi sohbet esnasında PK adında bi film önermişti. 'Mutlaka izle, çok beğeneceğine eminim!' diye de noktayı koymuştu. Gel gelelim film bir bollywood filmi olması sebebiyle uzuuun bi süre izlenecekler listemde öylecene durdu, garip,ezik, boynu bükük, ve fakat yine de gün gelip, tarafımdan izlenme şerefine nail olacağı umudunu da asla yitirmeden. Ah caaanım, şimdi içim acıdı bak, zavallı filme empati yapınca. Yazııık... :P

Gel zaman, git zaman, günler geçip, haftalar devrilir, lakin elim bi türlü filme gitmezken, sanırım zalım kader yine ipleri eline aldı, acımasızca ağlarını ördü ve iki gün önce içime durup dururken 'Gulp!'  diye bi sıkıntı çöktürdü. Ebesini öptüğümün kaderi, zaten ne geliyosa başımıza onun yüzünden geliyo. Ee

24 Mart 2015 Salı

Sahne Tozu Yuttum...




Son günlerde pek ortalıkta görünmememden dolayı merak etmiş olmalılar ki, blog arkadaşlarımdan durup durup dürtük yiyorum birkaç gündür, nerdesin, iyi misin diye. :) Sağolsunlar, eksik olmasınlar. Ne tatlı bi şey, insanın yokluğunun farkedilmesi. Çok teşekkür ederim, dürtüklerinizle çok mutlu ettiniz bendenizi. Kocaman kalpler gönderiyorum hepinize... :) İşte o arkadaşlarıma haftaya yazarım başımdaki tuhaf halleri dediydim, artık acık zahmet olucak gerçi, ama yazayım baali. :P

Şimdi efenim bendeniz oldum olası şarkı söylemeyi seven, sovan doğrarkene, toz alırkene, direksiyon sallarkene her fırsatta mır mır mırıldanan biriyim. Ve fakat bu tutkumu yıllar yılı eenn bi derin, eenn ucube kör kuyulara gömmüş, iş güç, çoluk çocuk, ev bark derdine

10 Mart 2015 Salı

ÖzHasToç Otobüsünün Oda Parfümüyle Halveti




Malumunuz otobüs şirketleri pek bi arttı, pek bi çeşitlendi ve beraberinde rekabet eyice bi kıvkıvlandı son yıllarda. E bu da tabi her şirketin kendini daha iyileştirmesi, daha yenilemesi, daha daha, en daha olması gerekliliğini doğurdu haliylen. Eski seyahatlerimle son yıllardakileri kıyasladığımda bayaca da bi yol katedildi esasen, doğruya doğru şimdi. Lakin işin içine eskiden hiç olmayan farklı uygulamalar, mızmızlanmalık faktörler girip, insan kendini bi şekilde kandırılmış, oyuna getirilmiş, rahatsız edilmiş hissedince de 'Aman da ne iyi ettiniz de yenilendiniz, şahdınız şahbaz oldunuz!' a bağlatıyo hani, o da ayrı.

Her şeyden önce şu koku konusunu deşeyim. Türk milletinin oda parfümlerine, bol parfümlü yüzey temizleyicilerine, çamaşır yumuşatıcılarına merakını

2 Mart 2015 Pazartesi

Ben senin suratına hınkırıyo muyum tiryakim?!




Her ne kadar son yıllarda bazı ortamlarda çok rahatsız olsam da, eski bi içici olmamdan mütevellit hoşgörülü davranıp, üstüne gitmemeyi, hırlamamayı becerebildim bugüne kadar. Ama işte sabrettiğim edeceğim anca bugüne kadarmış ve artıkın susmıyciiim mirim. Gün bugündür! Burama kaa gelmiştir, bu gidişe bi dur denmelidir! (Nereme kaaa geldiğini yazıyı okuyunca çok net tahayyül edebileceğine inancım tamdır. ;))

Şimdi nerden çıktı durup dururken diyebilirsin tabi. Hiç deme bence, teek tek saymak zorunda kalmıyım sigarasever iisancıkların bardağımı taşırma çabalarını. Tamam arkedeş, biz de içtik zamanında bayaca, hemi de fosur fosur, hemi de günde en az 1 paket, hemi

20 Şubat 2015 Cuma

Fanatiğim, öyleyse varım...




Şu futbol merakı iyi hoş güzel de, taraftarlık meselesi çok hassas dengelenmesi gereken bir olgu bence. Ve bu dengeyi tutturup, efendice takımını destekleyip, rakip takımlara bok atmadan, rakip takımı tutan arkadaşlarını bozmadan taraftarlık edebilenlerin sayısı da gördüğüm kadarıyla epeyce bi az. Eminim şimdi içinden 'Futbolla neyin işi olmayan şuncacık hatunun nerden aklına geldi şimdi bu mesele ki?!' diyosundur. Valla ben de şaşırıyorum içten içe, böyle bir konuda parmaklarımın oynadığına, doğruya doğru şimdi. :) Benim gibi televizyonda kanal zaplarken denk geldiğinde, futbol spikerlerinin sesine, taraftarların uğultularına bilem tahammülü olmayan biri gün olup, devran dönüp, bağzı hödüklükleri görüp, bu konuda da yazabiliyomuş demek. İşte bunlar hep kaderin

10 Şubat 2015 Salı

Ne ayaksınız abicim siz?!


Şu sosyal medya doğru kullanıldığında müthiş bir nimet gerçekten. Kaybettiğin arkadaşları bulmak, yeniden bir araya gelmek, farklı çevrelerle tanışmak, bilgi kaynağı veya eğlence aracı olarak kullanmak, komik- eğlenceli videolar izleyip kafa dağıtmak, gülmek, eğlenmek vb. ruhu besleyecek, mutlu edecek birçok imkan sağlıyor elbet. Şahsen ben, bizzat kendim, dahil olduğum günden beri çok faydasını gördüm, zaman zaman hala da görmekteyim, doğruya doğru şimdi. Gel gelelim sosyal medyayı, özellikle de facebook'u saçma sapan, akıl yoksunu faaliyetler için kullananların sayısı da azımsanacak boyutta değil hani. Şu paylaşanın, beğenenin elleri dert görmesin, ne muradı varsa o olsun, efenim bilmem kimin fesini paylaşanın tüm işleri rast gitsin de beğenen eller dert görmesin de tarzı otum fokumu

2 Şubat 2015 Pazartesi

Istakoz Güzelleri


Üniversite 2. sınıfın 2. dönemindeyiz. Final tatili yaklaşırken o zamanki, göbek bağımız henüz kesilmemiş kankayla Ayvalık'a kaçmaya karar vermişiz. E yani, başka ne yapıcaz ki final tatilinde di mi? Adı üstüne 'final' tatili! 'Son' tatili Ayvalık'ta yapıcaz işte, oturup ders çalışacak halimiz yok ya, olacak şey mi?! 

Biz heyecanla planlar yaparken günler akıyo su misali ve tatil gelip çatıyo çabucak. Ailelerimizin haberi yok bu arada. Benimkiler zaten gurbet ellerde, nerdeyim, neydiyom bi haberler o ara. Vesselam, alıyoruz biletleri biz Edi'yle Büdü, ver elini Ayvalık. Elini veriyo vermesine, varıyoruz varmasına da, kimseyi de tanımıyoruz ki elin sahil kasabasında. Nerede kalıcaz falan hiç bilmiyoruz. Cıpcızlak gidiyoruz öyle 20'li yaşlarında iki çıtır kısçe, nasılsa bi yer buluruz umuduylan.

Ayvalık'tan direk Sarımsaklı'ya geçiyoruz, en azından bendeniz ailemle yazları gidiyorum ya, acık da olsa tecrübeliyim orayla ilgili diye. Ne tecrübe, ne özgüven ama, akıyo

25 Ocak 2015 Pazar

İtinayla Şikayetlenilir...





Her insanın bu dünyaya gelme sebebi vardır ya; kimisi sanat için, kimisi insanlığı kurtarıp, kahraman olmak için, kimisi savaşmak, kimisi sevişmek için, kimisi eğitmek için, kimisi insanların sağlığını korumak için, kimisi adalet için gibi uzar gider bu liste. Kimisi de benzer bi ulvi görevle şikayetlenmek, yakınmak marifetiyle hem kendi içlerini zehirlemek, hem de insanların ruhlarını karartıp, beyinlerini buharlaştırmak için gelmiş gibidir sanki. Bu türler öyle dışarıdan zararsız, kendi halinde yaşar gibi görünse ve etraflarındaki insanlar tarafından bi şekilde allem kullem geçiştirilip, idare edilse de, aslında çok zehirli, dokunduğu yeri kurutan, iki ayaklı, iki elli, yok beyinli canlı türlerindendir. Bundan mütevellit, görüldüğü yerde topuklanmalı, hayatlardan uzak tutulmalı, hanelerde beslenmemelidir. Hele ki dinleyip dinleyip, bununla da kalmayıp ah ah, vah vahlanarak, ne de mağdur, ne de bahtsız olduğu pohpohlanırsa, hoşnutsuzus şikayetus iyice şahlanıp,

18 Ocak 2015 Pazar

İster İnan, İster İnanma...



Birkaç yıl önce Eskişehir'e gitmiştik bi arkadaşla iş için. Birkaç gün kalıp, görüşmeler yapıp dönücez planımıza göre. Herşey yolunda, gayet tıkırında giderken, son gün evle görüşüyorum telefonla, oğluşun soğuk algınlığından sebep ateşlendiğini öğreniyorum. Plana göre ertesi gün dönecekken, içim rahat etmiyo, arkadaşa işleri paslayıp, dönme kararı alıyorum. Ve fakat, öyle bi anda dönme kararı alıyorum ki, makul bi saatte otobüs bulmam aslında çok düşük ihtimal. Daha geç gidersem de oğluş zaten uykuda olacak, gitmemin pek anlamı olmayacak. Ama yine de şansımı denemek isteyip, gidiyorum yazıhaneye. Ve evet, Bursa'ya istediğim saatte son kalan koltuğu kapıyorum tuhaf bi şekilde. Görevliyi öpesim geliyo o saatte bilet bulmamın mutluluğu içinde. Neyse ki pek iyi fikir olmadığını hemen anlayıp, öpmekten vazgeçiyorum elin adamını... :) 

Bileti almamla otobüsün kalkış saati arasında 1 saatten biraz fazla zaman var. Heemmen atlayıp Eskişehir terminalde alıyorum soluğu. Oyalanıyorum bi süre oralarda, saati bekliyorum avare avare. Otobüsüm 21.00'de normalde. Saat 20.30 gibi gidiyorum

11 Ocak 2015 Pazar

Aramızda Kalsın



Hiç bi diziyle ilgili yazı yazacağım aklıma gelmezdi doğrusu. Ne niyetim, ne de motivasyonum vardı böyle bi konuyla ilgili. Lakin hayat işte, aklına gelmeyen ne varsa, başına geliyo en süprizli yumurtalısından. ;) Neyse mirim, acılı biberli şeyler olmasın da, hayatın süprizi yumurtası hep böyle datlı, eğlenceli  olsun cümleten.

Açıkcası çok fazla dizi meraklısı, takipçisi sayılmam. Arada tuttuğum, boş zamanlarımda netten izlediğim diziler olur. Öyle oturup da her gece dizi bekleyecek, reklam aralarında dadımlık bölümler izleyebilmek için debelenecek ne sabır, ne motivasyon, ne de zaman yok bünyede. Nadiren beğendiğim Çalıkuşu ve Kurt Seyt gibi diziler de zaten son zamanlarda
bir bir kaldırılıyo yayından hangi akla hizmetse. Kuvvetle muhtemel astarı yüzünden pahalıya geliyo bu tarz yapımların. Kanallar da ya daha maliyeti düşük işleri, ya da hani şu menşuur %60'a hitap eden, töreli, tecavüzlü, öldürmeli, doğramalı, polisli, kenar mahalleli, konaklı, ataerkilli, katakullili, hatta bazıları ilkokul piyeslerinden az hallice, rol kokan şeyleri tercih ediyolar zaar.

Neyse sonuçta bu yoklukta, aylaaar önce bir gün ütü yapacakken ve bundan sebep de

7 Ocak 2015 Çarşamba

Bir Adet Huni İstiyorum...




Altın gününden dönen teyzelerin ablaların otobüste, işten- okuldan dönen yorgun bitkin gençlerin tepesinde dikilip, çantasını, koca göbeğini dayayıp, yer isterkenki hak sahibi kafasından istiyorum...

2. çocuk istemediğini, tek çocukla mutlu olduğunu söyleyen arkadaşına her seferinde bebek konusu olduğunda 'darısı senin başına!' diyen nofut akıllının farkındalık fukaralığından istiyorum...

Mağazadaki tezgahtar kızın daha ilk gidişinde senli benli, canımlı cicimli hafif meşrep hitabındaki ego debelenmesinden istiyorum...

Konserde, sinemada, eğitimde o sessizliğin içinde car car çalan telefonunu bırak utanıp